Athena’nın mızrağından damlayan meyve suyu


Bilinçli üreticiden bilinçli tüketiciye: Tazedirekt Araştırma şirketi Nielsen’ın bir raporunda pandemi döneminde tüketicilerin çevrim içi alışveriş sıklığı artarken, çevrim içi alışveriş içinde market gıda olarak ifade edilen hızlı tüketim ürünlerinin ağırlık kazandığı görülüyor. Raporla birlikte pandemi döneminde tüketici alışkanlıkları değerlendirildiğinde gıda güvenliği ve kalitesi konusunda farkındalık kazanan tüketici için yerel üretim tercih sebebi olurken taze ve organik gıdaya ulaşım giderek önem kazanıyor. Ne yediğini önemsemenin önce kendini, sonra dünyayı önemsemek anlamına geldiğini savunan Tazedirekt , sağlıklı gıda ve organik ürün tercihinin trend olmaktan öteye geçtiği bu dönemde yerel üreticilerden ve organik tarım yapan çiftliklerden tedarik ettiği ürünleri tüketiciyle buluşturmak için çalışıyor. Tüketicinin ihtiyaçlarını bütünsel anlamda karşılayan Tazedirekt’te; taze sebze ve meyveden et ve deniz ürünlerine, kişisel bakım ve ekolojik temizlik ürünlerinden ev bitkilerine kadar pek çok farklı ürün kategorisi yer alıyor. Tazedirekt’in en yenileri Sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı hedefleyen Tazedirekt’in bilinçli üreticiler tarafından hazırlanan en yeni ürünleri arasında organik makarna çeşitleri, bar ve granola gibi sağlıklı atıştırmalıklar, öğütülmemiş bitki çayları, yerli üretim meyvelerle hazırlanmış soğuk çaylar ve dünya kahveleri öne çıkıyor. Çocuklara yönelik organik bisküviler, yumuşak bitki bazlı liflerle ve özenle seçilmiş malzemelerle üretilmiş bebek bezleri ve ergonomik gövdeleri mısır koçanından üretilmiş diş fırçalarının yanı sıra amonyak, resolsinol ve paraben içermeyen sertifikalı organik saç boyaları, kişisel bakım kategorisinde de organik ürünler tercih etmek isteyenlere hitap ediyor. Özenle paketlenmiş ve tazelik garantili yeni ürünlere Tazedirekt’in En Yeniler kategorisinden ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Zeytinle açmış gözünü Egeli. Zeytinyağı sürmüş karnındaki gebelik çatlağına, bebeğinin pişiğine. Çocuğunun ilk salıncağını yine zeytin ağacına kurmuş, kendi zeytin toplarken eğlensin diye. Yârine yazdığı şiirlerde “zeytin gözlüm” demiş, onu anmış baktıkça dalların siyahına, yeşiline.
Zeytin ağacının kudretini anlatmaya birkaç cümle yetmez elbet. Ama hakkını verebilecek afili bir hikâye Yunan mitolojisinde saklıdır. Zeus’un eski Atina’nın koruyucu tanrısını belirlediği yarışta, Athena ve Poseidon kente en faydalı buluşu getirmek için hünerlerini sergiler. Kurak bir bölgeyi pınarlarla dolduran Poseidon’un gururu, gözden kaçırdığı bir ayrıntıyla alabora olur. Tanrısı olduğu denizlerden gelen tuzlu su, toprağa yarar yerine yıkım getirir. Athena da Akropol’ün kapısına sapladığı mızraktan yeşeren zeytin ağacıyla halka hem aş hem şifa dağıtır. Şehre adını veren Athena’nın mızrağı, yeryüzünün ilk zeytin ağacı sayılır.
Nasıl yayıldı? Büyülü mitlerden uyanıp tarih sayfalarını çevirdiğimizde, Santorini’de 39 bin yıl öncesine uzanan zeytin ağacı kalıntılarına rastlarız. Mutfak & Kültür - İnsanın Beslenme Tarihi kitabında Civitello, tarihi net bilinmemekle birlikte zeytinin İran ile Türkistan coğrafyasında evcilleştirildiğini, MÖ 5000’lerde Filistin ve Suriye’de yağının sıkıldığını yazar. MÖ 3500’te bize ve komşu Yunanistan’a uğrayan zeytin fidanları, Yunan koloniciler vasıtasıyla MÖ 800’lerde Sicilya, Güney Fransa ve İspanya’ya uzanır. Yunanların ayak bastığı her yere zeytin ağacı dikip damak tatlarını garantiye almaları, Roma mirasçısı İtalya’ya hatırı sayılır bir mutfak kültürü bırakır. Tevekkeli değil, bugün Akdeniz’i Akdeniz yapan her şeyde karşımıza zeytinyağı çıkar.
Nerede kullanıldı? Dünyanın bilinen en eski zeytinyağı atölyesinin İzmir yakınlarındaki Klazomenai’de, yani bugünkü Urla’da bulunması tesadüf değil. Tabii MÖ 600’lere uzanan bu atölyeyi, üstüne kekik döküp kızarmış ekmek banacağımız zeytinyağı şişeleriyle hayal etmemek gerek. Nitekim zeytinyağı sofraya gelene dek aydınlatma, tıp, kozmetik gibi bambaşka alanlarda kullanılmış. Şişkin kaslarını parlatan Antik Yunan kahramanlarıyla cildini nemlendiren Kleopatra işin estetik tarafındayken, tabanları yağlayan olimpiyat koşucuları, Kırkpınar pehlivanları misali atletik fayda arayanlar arasındaymış. Zeytinyağının Hristiyan ve Musevi sofralara alternatif olması 16. yüzyılı bulmuş. “Zeytinyağlılar” kategorisine sahip tek mutfak olmasına rağmen, hayvansal ürünlere sevdalı Osmanlı’nın altın renkli meyve suyunu bağrına basmasıysa Batı’ya kıyasla daha geç ve güç olmuş.
Etiket ne diyor? Market raflarında Helenistik fontlarla doğallığı vurgulamaya çalışan onlarca şişe arasından seçim yapmak zor. Kürşat Ayvalık Zeytinyağı'nın dördüncü kuşak temsilcisi Zeynep Kürşat, aynı kategorideki farklı fiyatları anlayabilmek için üretim detaylarına inmemizi öneriyor: “Misal, natürel sızma kategorisinde yer alan iki üründen biri erken hasat, diğeri olgun hasat; biri soğuk sıkım, diğeri olmayabilir. Üretildikleri yöreler, zeytin çeşitleri ya da mahsul yılları farklı olabilir”. Temel zeytinyağı ailesini özetleyecek olursak; asit oranı %0,8’in altındaki baskın kokulu, meyvemsi yağlar sızma (extra virgin), %1 ila 2 arasındakiler ise natürel (virgin) oluyor. Aynı zeytinlerin tekrar sıkılmasıyla yüksek asitli lampant elde ediliyor. Yenemeyecek kadar kötü kalitedeki bu yağ, ısıl işlemle tadından ve kokusundan ayrıştırılarak rafine yağa dönüşürken içine bir miktar natürel sızma karıştırılarak riviera adıyla kızartmalarda değerlendiriliyor. Zeytinin yeşil/pembe döneminde, yarı yarıya verimle ve dolayısıyla yüksek maliyetle elde edilen erken hasat, besin değeri en yüksek ve en kıymetli zeytinyağı. Yöntemlerde tüketiciye bir lüksmüşçesine sunulan, aslen natürel sızma için mecburiyet olan soğuk sıkım, zeytin hamuruna yağın kimyasını ve tadını değiştiren sıcak su değmediğini belirtirken, geleneksel taş ve sepet baskı yöntemi, hamurun kaynar suyla süzdürüldüğünü ifade ediyor. “Geleneksel ifadesi, kaliteli ve doğal ürünü işaret etmiyor, sadece eski sistemle üretim yapıldığını anlatıyor ki bu yol da yağda kalite kaybına fazlasıyla açık,” diyen Zeynep Kürşat’ın tüketiciyi uyarmak istediği diğer bir nokta da zeytinyağının ömrü: “Zeytinyağının kimyasal yapısı, ısıdan, ışıktan, oksijenden korunsa dahi yıllanmaya uygun değil. Ülkemizde maalesef ambalajlama tarihi, üretim tarihi olarak kabul ediliyor ve o tarihten itibaren 2 yıl da raf ömrü veriliyor. Bu da marketlerde kalitesini ve duyusal değerlerini kaybetmiş çok eski yağların bulunabilmesine neden oluyor,”. Hâl böyleyken tüketiciye düşen de etiketlerdeki süslü fontların kenarında kıyısında kalmış rekolte/mahsul yıllarına dikkat etmek oluyor.
Kaynaklar:
- Civitello, Linda. (2019). Mutfak ve Kültür: İnsanın Beslenme Tarihi. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
- Çağlayan, B. Suat. (2012). Ne Bilgesin Sen Zeytin Ağacı!. İzmir: AKG Grubu Yayınları.
- Gürsoy, Deniz. (2014). Deniz Gürsoy’un Gastronomi Tarihi. İstanbul: Oğlak Yayıncılık.
- Işın, Priscilla Mary. (2020). Avcılıktan Gurmeliğe Yemeğin Kültürel Tarihi (3. Baskı). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
- Kahyaoğlu, Mehmet. (2011). Barışın ve Devamlılığın Sembolü Zeytin, Metro Gastro, 63, 92-94.
- Tez, Zeki. (2015). Lezzetin Tarihi: Geçmişten bugüne yiyecek, içecek ve keyif vericiler (3. Baskı). İstanbul: Hayykitap.
- Yalın, Güzin. (2014). Mutfaktan Tabaktan Sokaktan (2. Baskı). İstanbul: RGK Yayınları.
Editörün notu: Ege’de zeytinyağcılık ve zeytinyağına ömür adamak hakkında Zeynep Kürşat ve Ali Kürşat’ın Terroir Talks - İstanbul ve Ege sempozyumunda paneli olacak. Bu bağlantıdan Apéro okurlarına indirimli şekilde kayıt olmak mümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Ege topraklarında zeytinin geçmişi, Türkiye gastronomisini bir yaratıcı ekonomi hâline getirmek
19 May 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.
18 Tem 2026

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026




