Ey buz, sen nelere kadirsin!

Şerbetten sorbetto'ya, oradan bildiğimiz sorbeye, oradan sütlü ve kremalıya: dondurmanın çok da kısa sayılmayacak tarihine bakıyoruz.
Ey buz, sen nelere kadirsin!

27 Temmuz - Metro Türkiye - apéro
Metro Türkiye ile birlikte

Metro Türkiye : Dondurmanızı neli alırdınız? Forrest Gump filminin akıllarda soru işareti bırakan bir sahnesi var: Forrest, kalçasından yaralanınca tedavi edilmek üzere koğuşa götürülür. Teğmen Dan'in yanına geldiğinde, acılarını dindirmesini umarak ona vanilyalı dondurma uzatır. Ama teğmen düşünmeden çöpe atar. Peki ama neden? Teğmenin vanilyalı sevmeme olasılığı bizim için en kabul edilebilir sebep… Yoksa dondurmayı kim, nasıl geri çevirebilir? Açıkçası biz çeviremeyiz ve neli olduğunu ayırt etmeksizin, sadece ne ile yesek diye düşünürüz. Bu ara favorimiz, Metro Türkiye ’nin Metro Chef markasından; gıda boyası, koruyucu ve tatlandırıcı içermeyen enfes dondurmaları . Neler var? Sade, kakaolu, damla sakızlı gibi vazgeçilmezlerden; karadut ve frambuaza, kestaneli ve tuzlu karamelli gibi yoğun tatlardan; Belçika çikolatalı, Antep fıstıklı ve Coğrafi İşaretli Maraş dondurmasına kadar 10 farklı dondurma mevcut. Metro Chef sade, Antep fıstıklı ve kakaolu dondurmaları %65’lik süt oranıyla dikkat çekiyor. Frambuaz ve karadut ise %56 oranında meyveden üretilip; içerisinde hiç süt bulundurmayarak vegan beslenenler veya süt intoleransı olanlar için de lezzetli bir alternatif sunuyor. Yerli ürünlere önem veren Metro Türkiye , %100 keçi sütüyle hazırladığı Coğrafi İşaretli Maraş Dondurması’nı da kendi markası altında sunuyor. Yanına ne iyi gider? Maraş dondurmasını, Metro Chef Baklava ile çok yakıştırıyoruz; ama dilersen Metro Türkiye’den Rioba Waffle , Brownie veya Sufle ile deneyebilir, topping soslarla lezzetlendirebilirsin.

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Ceren Bozkurt

Vanilyalı, kakaolu, orman meyveli, Antep fıstıklı, eğer Karadenizliyseniz hamsili... Dondurma hepimizin çocukluğunun en güzel hediyesi, soğuğun en katlanılır hâli, mutluluk kaynağı, bunaltıcı günlerin kurtarıcısı. Havalar ısınmaya başladı mı en iyi yancı olan dondurmayı artık her gün yiyoruz. Peki hangi dahinin fikri, nereden çıktı meyveyi sütü dondurmak? 

Dondurmanın tarihi esasen buzun temini ve saklanmasıyla başlar. Buzu teknoloji olmadan saklamak biz modern insanlara her ne kadar imkânsız gelse de bu neredeyse ilk çağlardan beri kullanılan bir yöntem: dağlardan toplanılan ve günlük temin edilen karları ve buzları, kuyularda yahut erimeyecek buz evlerinde sıkıştırarak saklamak (!) Kadim Mezopotamya uygarlıklarının başlattığı bu kar saklama yöntemi, Eski Yunan ve Roma’da da kullanıldı Osmanlı'da da. Selçuklular karlarını sakladıkları yere karlık adını verdi; Osmanlı saraylarında kar temininden sorumlu olanlar karcıbaşı ve buzcubaşı olarak adlandırıldı. Hatta öyle ki Osmanlı saraylarına her gün Keşiş Dağı’ndan (Uludağ) günlük kar temin edildi. Bu iş o kadar önemliydi ki yarı magazinsel bilgiyi de vermeden geçmeyelim: Sokulu Mehmet Paşa, 1578’de kar temini işinden yıllık 80 bin kadar altın kazandı.

Tu me fais goûter (1968)

Fotoğraf: Sabine Weiss


Eğer içinde buz olan bileşenleri dondurma olarak kabul edersek dondurmanın tarihi aslında tahmin edebileceğinizden bile daha eski. Bugün bildiğimizin dışında kremasız, şekersiz pre-dondurmaların ilk olarak nerede keşfedildiği ve damak tadına adapte edildiği muamma. Çin’de T’ang Hanedanlığı döneminde İmparator T’ang’ın (649-697) sığır sütü ve kafurdan donmuş bir yiyecek hazırladığı biliniyor. Roma İmparatoru Neron’un buzlu, ballı ve kuruyemişli bir yiyeceğe âşık olduğu da âşikar. Abbasi Döneminde de sütün buzla dondurulup meyvelerle tatlandırılarak yedikleri yiyeceğe dair reçeteler bulunuyor. Hakeza Anadolu kültüründe de pekmezli kar yemek hâlâ sürdürülen bir gelenek.

Şerbetten sorbetto’ya 

Ortaçağ’dan beri Araplar, Persler ve Türkler şerbet içiyorlardı. Buzun baş kahraman olduğu bu içecekler, meyvelerle tatlandırılır, zaman zaman donmuş olarak servis edilirdi. 13. ve 14. yüzyıllara geldiğimizde İtalya’nın Orta Doğu ve Asya’yla gelişmiş ticareti ve temasları sayesinde şerbet Avrupa’ya giriş yaptı. Avrupa’da şerbet kültürü de 16. yüzyılla birlikte kabul edildi ve geliştirildi. İtalyancada sorbetto olan şerbet, 1611’deki bir tarifte şöyle tanımlanıyor: “Su, limon suyu, şeker, amber ve miskten yapılan çok pahalı ve nefis bir içecek.” 

Şerbet içme kültürü, İtalya’dan Fransa’ya, oradan da İngiltere’ye yayıldı. 17. yüzyılda da İtalyanların şerbeti soğutup dondurarak icat ettikleri meyveli dondurmaya sorbetto adı verildi. Hâlâ Fransa ve İngiltere’de bu tür meyveli dondurmalara sorbet denir. 

Bu sütü dondurup da mı saklasak?: Sütlü kremalı dondurmalar 

Ve tabii ki sütlü dondurmanın yayılmasında asıl payın gurme kraliçe Catherine de Medici’ye ait olduğu en bilindik hikâye. Yeniliklerin âşığı kraliçe, bir gün sarayda misafirlerine kaşıkla yenilebilen; dondurulmuş süt servisi yapar. Bu dondurulmuş süt, Fransa’yı ziyaret eden İngiltere Kralı I. Charles’a da sunulur ve kral bu soğuk lezzeti o kadar çok beğenir ki bunu yapan Fransız aşçıdan tarifi kendisine satmasını ister.

Bugün bildiğimiz dondurmalara yakın en erken tarifler ise 17. yüzyıl İtalya’sına ait. İtalya’da potasyum nitrat yahut tuz kullanarak ısıyı eksi derecelere çekme yöntemi keşfedildikten sonra soğutma kaplarının kenarlarındaki buzlar kazınarak meyveli dondurmalar ortaya çıktı. Önce şerbette denenen bu yenilik ardından sütlü, kremalı, zaman zaman içinde dondurma olan tariflerde denendi. 1660’larda dondurma önce Napoli, Floransa, Paris ve İspanya’da, daha sonra İngiltere’de, ardından 1700’li yıllarda Amerika kıtasında yapılmaya başlandı. Gerisi, pek tabii yaratıcılık! İlk meyveli dondurma tarifi 1674’te Fransız yazar Sieur d’Hemery, ilk kremalı dondurma tarifi 1682 yılında Fransız aşçı ve yemek yazarı La Varenne tarafından yazıldı. Ayrıca 18. yüzyılla birlikte dondurma külah şeklindeki kâğıt helvaların içinde yenildiği biliniyor. 

İtalya'da seyyar bir dondurmacı  


1800'lü yıllara kadar dondurma, özel günlerde yenilen, kolay ulaşılamayan ama herkes tarafından çok sevilen bir yiyecekti. Çoğunlukla ev yapımıydı. Ardından tabii ki teknolojinin gelişmesi ve soğuk hava sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte dondurma da endüstriyel bir ürün hâline geldi. ABD’de 1851’de ilk defa Jacob Fussell tarafından bir dondurma fabrikası kuruldu ve arkası geldi: artık dünyanın her yerinde dondurma kolaylıkla ulaşılabilir bir üründü.

Osmanlı-Erken Cumhuriyet döneminde de ilk defa İstanbul ve Kahramanmaraş’ta 1900’lü yılların başında endüstriyel anlamda dondurma üretimi yapılmaya başlandı. İstanbul Bakırköy’de kokulu ve tatlı Arnavutköy çileğiyle yapılan çilekli dondurma, kayısılı dondurma, koyun sütüyle manda sütü karıştırılmış dondurma; salepli, kaymaklı, vişneli dondurma; Kahramanmaraş dondurması ve yanıksı dondurma çok meşhurdu. 

İtalya'da, bu defa dükkânda


21. yüzyılda: Maraş ve Görele 

Bugüne geldiğimizde Türkiye’de hâlihazırda iki dondurma coğrafi olarak tescillendiğini görüyoruz. İlki elbette Kahramanmaraş’ın ünlü dondurması. Resmî tanımı: “Maraş Dondurması, Kahramanmaraş ili sınırları içinde yetişen kekik, keven, sümbül ve çiğdem gibi çiçeklerle beslenen keçilerin sütleriyle salebin dondurma ustalarının mahir elleriyle yapılır.”

Diğeri Giresun’a ait olan Görele Dondurması: “Görele Dondurması; %3 yağlı pastörize inek sütü, salep, beyaz şeker, su ve Glycyrrhiza glabra meyan kökü özütünden yapılan yöreye özgü dondurmadır. Ürünün yöreyle bağı, yaklaşık 200 yıl öncesine dayanır. Bayram ve düğün günlerinde ikram edilen dondurma, geleneksel özelliğini devam ettirerek zamanla ticarete konu olmuştur.”

Spegetti formunda ya da çedarlı dondurma?

Ee tabii sadece Türkiye'nin değil, hemen her ülkenin kendine özgü çok meşhur dondurmaları var. “Neler bunlar?” diye merak edenlere entelektüel bir bilgi ve kendi "otantik" dondurmacısını açmak isteyenlere özel konsept fikirleri verecek olursak (Bu bir pazar araştırması değildir, biz yazdık diye kulfi dükkânı açmanızı önermeyiz):  

Kulfi, Hindistan: Kulfi; fıstık, mango, kakule ve safran gibi baharatlı, yoğun, süt bazlı bir dondurmadır. Kulfi ayrıca Bangladeş, Myanmar, Nepal ve Pakistan'da da yaygındır.

Spaghettieis, Almanya: Spaghettieis, spagetti formunda yapılan ve sosu çilek olan bir dondurma türüdür. 1969'da Dario Fontanella tarafından bulundu.

Es doger, Endonezya: Hindistan cevizi sütünden yapılır. Es doger, durian ve mango gibi çeşitli meyvelerle birlikte bal ve yoğunlaştırılmış süt gibi tatlandırıcılarla tatlandırılır.

Helvalı dondurma, İsrail: Helvalı dondurma, tahin, bal ve fındıkla yapılır.

Kakigōri, Japonya: Kakigōri, şuruplarla tatlandırılmış ve genellikle şekerli yoğunlaştırılmış sütle kaplanmış bir tür buzlu dondurmadır. Tarihi 1. yüzyıla kadar uzanır. 

Ais kacang, Malezya: Ais kacang, “fasulyeli buz” demektir. Traşlanmış buz, kırmızı fasulye, jöle ve şurupla yapılır. Üzerine yoğunlaştırılmış süt ve dondurmanın yanı sıra fındık veya mango gibi meyveler eklenebilir.

Paletas, Meksika: Paletas, su bazlı dondurulmuş buzlu bir tatlıdır. Meyve sularının dondurulmasından ya da meyve parçacıklarından yapılır.

J-cone, Güney Kore: Jipangyi veya J-cones, şeker kamışı şeklinde, içi dondurmayla doldurulmuş şişirilmiş mısır kabuklarıdır. Diğer dondurmalara göre en farklı olanlardan biri budur.

Sorbetes, Filipinler: Sorbetes manda sütü, buz, yumurta ve çedar peynirine kadar pek çok aromalarla yapılır. Tıpkı dondurma gibi bir külahta ya da iki dilim ekmek arasına sıkıştırılarak yenir. Özellikle sokak satıcılarından alınır.

Plombir, Rusya: Plombir, Fransa'da ortaya çıkan ancak eski Sovyetler Birliği'nde yaygınlaşmış bir dondurmadır. Yoğunlaştırılmış süt ve şekerin dondurulmasıyla yapılır. 


Kaynakça:

Laura B. Weiss, Ice Cream A Global History, Reaktion Books, Reaktion Books: London, 2011.

Priscilla Mary Işın, Avcılıktan Gurmeliğe Yemeğin Tarihi, YKY Yayınları: İstanbul, 2019.

Zeki Tez, Lezzetin Tarihi, Hayy Kitap: İstanbul, 2012.

Zeynel Özlü, Osmanlılarda Dondurma ve Dondurmacılık Mesleği İle İlgili Notlar, ERDEM İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 2011, Sayı 59 Sayfalar: 129-144.

Mustafa Nuri Türkmen, Osmanlı Devleti’nde Saray İhtiyaçlarının Karşılanması: “Kar ve Buz Temini”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Cilt:4, Sayı:8, Yaz 2011.

https://ci.turkpatent.gov.tr/cografi-isaretler/detay/38338 

https://ci.turkpatent.gov.tr/cografi-isaretler/detay/38560 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍦 Şerbetten sorbettoya: Dondurma

Haftanın menüsü buz gibi: dondurmanın çok da kısa olmayan tarihi, çarşıda dondurma piyasası yoklaması, reyhanlı-meyhanlı iştah açan dondurmalar ve de 2000'ler nostaljisi.

27 Tem 2022

Metro Türkiye ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları
apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Reyhan Ülker

·

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün
apéroapéro
∙

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?