Ay hasadı ve kozmik ilişkiler ağı


Doğanın öz lezzetleri: Saf Euromonitor International tarafından yayımlanan yakın tarihli bir rapor; 2020'de dünya çapında tüketicilerin % 40'ının hayvansal gıda tüketimini azaltarak bitki bazlı beslenmeye yöneldiğini gösteriyor. Bitki bazlı beslenmeye yükselen ilgi hem dünyanın geleceğine hem de sağlığa dair kaygılardan kökleniyor. Hayvansal gıda üretimine kıyasla çevre için daha sürdürülebilir olduğu bilinen bitkisel gıda üretimi, iklim krizinin etkilerinin açık biçimde görüldüğü bu dönemde dünyanın geleceğine dair alınabilecek bireysel önlemlerden biri olarak öne çıkıyor. Diğer yandan; geçtiğimiz haftalarda Boston Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir araştırma; doymuş yağ ve hayvansal gıda tüketiminin sınırlandırıldığı, meyvelerin ve yeşil yapraklı sebzelerin tercih edildiği bitki bazlı beslenmenin kalp rahatsızlıklarını ve bilişsel gerilemeyi yavaşlatabileceğini ortaya koyuyor. Bitkilerin hem dünya hem de insan için faydalı olduğunu bilen ve bu bilgiyi doğal, organik, glutensiz, bitkisel, katkı maddesiz, süt ürünü ve ilave şeker içermeyen gıdalara dönüştüren Saf, doğanın öz lezzetlerini erişilebilir hâle getiriyor. Saf: Tüm iyiliklerin doğada olduğu inancıyla yola çıkan Saf; doğanın öz lezzetleriyle tasarladığı lezzetlerle sağlığa ve bedene gösterilen özene destek olacak ürünler yaratıyor. Koruyucu, renklendirici gibi kimyasalların kullanılmadığı Saf ürünleri; az malzemeyle, besin değeri yüksek ve fonksiyonu olan gıdalar öne çıkıyor. Saf, sunduğu değeri isminde somutlaştırıyor: "Doğadan bağını koparmadan, olduğu gibi gıdalarla, iyi beslenmen için şimdi biraz saf olma zamanı." Her biri, en saf ve besleyici süper besinleri bulmak amacıyla çıkılan uzun yolculukların sonucu olan Saf ürünleri; Çin, Hindistan, Brezilya ve Peru başta olmak üzere birçok yerel çiftçinin mahsullerinden seçilen ham maddelerden; adil ve güvenilir bir tedarik zinciriyle üretiliyor. Tasarımlarıyla da dikkat çeken ve Grafik Tasarımcılar Meslek Kuruluşu'nun 39. Grafik Tasarım Sergisi'nde Ambalaj Üzeri Grafik Tasarımı Başarı Ödülü'nün sahibi olan; Steview Awards'da Food Beverage kategorisinde Company of the Year seçilen Saf'ın ürünleri; internet sitesinden satın alınabiliyor. Saf’ta neler var? Saf'ın ürünleri dört esas kategori altında sunuluyor: Bitkisel Toz Gıdalar, Sağlıklı Atıştırmalıklar, Protein Mixler ve Latte Mixler. Yemeklerde, smoothie'lerde ya da içeceklerde kullanılabilen organik, glutensiz, katkı maddesi ya da ilave şeker içermeyen ve dünyanın çeşitli yerlerinden sürdürülebilir tedarik yollarıyla getirilen Bitkisel Toz Gıdalar arasında Organik Zerdeçal Tozu, Organik Moringa Tozu, Organik Tarçın Tozu, Organik Acai Tozu, Organik Maca Tozu gibi ürünler öne çıkıyor. Diğer yanda renklendirici gibi kimyasallar kullanmadan, az malzemeyle ve doğanın öz lezzetleriyle tasarlanan yüksek fonksiyonlu Saf Atıştırmalıklar ; glutensiz, yüksek proteinli, ketojenik çikolatalar, kurabiyeler ve granolalar olarak sunuluyor. Saf'ın kendi formülleriyle, ilave şeker ve kimyasal kullanmadan ve lezzetten de ödün vermeden ürettiği Bitkisel Protein Mixler; protein ve superfood'ların karışımını içeriyor. Latte Mix'ler ise bitkisel toz gıdaları hayatına katmak isteyenler için pratik bir çözüm sunuyor. İster sıcak ister soğuk, yalnızca su kullanarak harika içecekler yaratmaya olanak tanıyan Latte Mix'ler; diğer tüm Saf ürünlerinde olduğu gibi ilave şeker, kimyasal içermiyor. Saf'ın doğanın öz lezzetleriyle tasarladığı ürünlerini keşfetmek, 16.00'ya kadar vereceğiniz 100 lira ve üzeri siparişlerde aynı gün ve ücretsiz kargo avantajından yararlanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Gıda antropolojisinin konularından biri, gıdayla hangi sistemlere bağlı olarak ilişki kurduğumuz ve bireysel ilişkimizin nasıl kurulduğu ve derinleştiği üzerine. Yemek; fiziksel, sosyal, psikolojik, ekolojik, ekonomik örüntüler ağı. Bir tadın arkasında bu sistemlerin birçoğu var. Her seçimimiz, bu sistemleri besliyor. Bu deneyim ve üretime dayalı, çok paydaşlı ilişki, iki yönlü gerçekleşiyor. Biz seçtiğimiz, denediğimiz, tükettiğimiz her ürünle birlikte bu ağların her birine dâhil olurken, yaptığımız seçimler sonucunda ürünün bize doğru yaptığı yolculukta kullandığı ağlar daha fazla öne çıkarak, yeterince güçlendiklerinde yeni dengeler oluşturuyor, diğer sistemlere yeni açılarla bağlanıyor.
Bu deneyimsel ve tekrara dayalı ilişkinin fiziksel, sosyal, duygusal, psikolojik bağlamları var. Biliyoruz ki bağ kurmak, üreticinin veya üretimin hikâyesinin dâhil olduğu ilişkilenmelerde görece daha kolay gerçekleşirken, ürünün kaynağını bilmediğimiz, çoktan hikâyesini yitirdiği, yolculuğunda bağı kopmuş olduğu senaryolarda yalnızca romantik bir ideal.
Alternatif yollar: Geçen hafta, geleneksel bilgiyi ve pratiği 21. yüzyıl koşullarında zenginleştirerek üretimine devam eden, Korsika’nın güney ovalarından ödüllü erik ve üzüm brendileri üreten bir damıtımevi Domaine Mavela’nın varisiyle sohbet ettik. Sohbetimiz, Korsika’nın tarım pratiklerindeki geleneksel yöntemler, pazarın talepleri ve açmazlarına karşılık üreticinin katkısız üretim çabasına, bu baskının bazı yerel markaları nasıl dönüştürdüğüne ve alternatif yollar keşfetmeye zorladığına dairdi. Bu zorlanmaya zaten kendi coğrafyamızdan aşinayız; fakat bunun yanında, bu adanın yoğun bir şekilde sertifikalı ve sertifikasız olarak biyodinamik tarım uygulamasına geçmiş olması, birçok bağın geleneksel bilgiyi modern yaklaşımlarla bugüne uyarladığına dair yaptığı özenli vurgu, bir kültürün şekillenmesi ve sürdürülmesine yönelik önemli bir ipucu.
Biyodinamik tarım: Bu sohbet sırasında ikram edilen, kara üzümden yapılan bir biyodinamik beyaz şarap olan Clos d’Alzeto üzerine başlayan sohbet, yine bölgedeki geleneksel ve biyodinamik metodun kullanımını öncelikleyen, ay takvimini takip eden tarım pratikleriyle devam etti. Biyodinamik tarım, üzüm bağını yaşayan bir organizma olarak ele alan bir yöntem. 1924’te Rudolf Steiner tarafından ortaya atılan antropozofi ve artık sıkça duymaya başladığımız biyodinamik tarım, üretim bağlamında diğer organizmalarla kurabileceğimiz yeni ilişkilenme modelleri önerdiği için yeni bağlantıların ve önceliklerin kapılarını da açıyor.
Döngüler ve kozmik hareketler: Toprağın yaşayan bir organizma olduğu kabulünden yola çıkan yöntem, toprağın besinlerini azaltan pestisit ve kimyasalların kullanımını reddederek toprağın hâlihazırda sahip olduğu bağışıklığı güçlendirmeyi ön plânda tutuyor. Bunun için de ay döngüleri ve kozmik hareketler izlenerek homeopatik preparatların kullanıldığı yöntemlerle toprağın iyileşmesi ve haşerelerden korunması sağlanmaya çalışılıyor. Biyodinamik tarım, temel olarak bitkinin büyümesine etki eden tüm güçlerle bağlantıyı sürdürmeyi, döngüleri kullanmayı öneren bir yöntem. Kompost preparatlarının ve bitkisel içerikli arazi preparatlarının kullanıldığı, bağdaki ve mahzendeki işlemlerin döngüler ve kozmik hareketlerle belirlendiği, geleneksel sözlü pratiklerden ilham alan yöntem, pek çok biyodinamik sertifikalı çiftçi ve şarap üreticisi tarafından kullanılırken, bazı üreticiler ise ürüne ve bağa bağlı olarak, bu sistemin bazı tekniklerini kullanmayı tercih ediyor. Biyodinamik şarap üretiminde ay takvimi, "çiçek günü", "meyve günü", "kök günü" ve "yaprak günü" olarak üç günlük dört bölüme ayrılıyor. Örneğin; köpüklü şarabın ilk dördünde şişelenmesi önerilirken, yıllandırılacak şarapların son dördünde şişelenmesi öneriliyor.
Ne kadar bilimsel? Ay döngülerine bağlı olarak sebze ekim, dikim ve hasat dönemlerini, yine ürünün kök ve gövde türüne göre planlayan çiftçiler, geleneksel bilgiyi pratiklerine döküyor ve aktarıyor; aldıkları sonuçtan, fasulyenin ve mısırın dolunayda ekildiğinde daha hızlı çimlendiğinden, toprak üstünde yetişen bitkilerin ilk dördündeki ay çekiminden dolayı daha fazla büyüdüğünden, kök gövdelilerin ise azalan çekim kuvvetinden dolayı son dördünde daha hızlı büyüdüğünden emin. Bu noktada uygulamanın bilimsel temelleri hâlâ sorgulanıyor, hatta yanlış oldukları söyleniyor. Buna rağmen, uygulamanın önerdiği yaklaşım ve biçimlendireceği kültür, tüm canlılar ve bileşenler için özenli ilişkiler vadettiği için belki de uygulamanın yarattığı etki, yer yer bilimsel temellerinden daha önemli olabilir.
Sistemler ve örüntüleri: Biyodinamik tarımın bir örnek olduğu, tüketimde sosyal ve duygusal ilişkilerin zenginleştirdiği deneyimden söz ederken, politikayı bu denklemin önemli bir yerinde konumlandırmak tabii ki önemli. Her ülke, her bölge eşit şartlarda, adil, sürdürülebilir ve hikâyesi olan gıdaya erişebilirliğe sahip değil. Fakat ürün hâlâ üreticisine bağlı olduğunda, üreticinin kendi dâhil olduğu sistemler ve örüntüleri de okunabildiğinde, sürdürülebilir sistemlere dair tutkunun ve çabanın kültüre dönüştüğü coğrafi alanlarda görüyoruz ki tüm ekosistemle daha güvenli, samimi, sağlıklı ilişkiler kurmak mümkün.
Yemek deneyimi, yalnızca tat bileşenleri ve besin değerlerinin devrede olduğu bir tatmin yaşattığı için ‘’iyi’’ değil, içinde bulunduğu tüm sistemlerle, harekete geçirdiği dinamiklerle, ilişkide olduğu ekosistemin diğer tüm mikro ve makro organizmaları ve aktörleriyle ‘’iyi’’.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta menüde ahenk değil deneysellik var: Biyodinamik tarımda ay hasadı yöntemleri ve alkollü içeceklerin pazarlamasına gelen yasaklara retrospektif bir bakış ve tabak gardiyanları.
14 Nis 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026




