Üç ikon: Moscow Mule, Spritz, Cin tonik


Sağlığınız için mikro besin konsantresi: LaVita Yaşam boyunca gerekli olan, metabolizmanın istikrarlı çalışmasını sağlayan mikro besinler; çoğunlukla makro besinlerden temin ediliyor. Sağlıklı beslenmenin her zaman mümkün olmadığı düşünüldüğünde tamamen doğal bir takviye olan LaVita; vücut fonksiyonlarını doğal mikro besinlerle (vitaminler ve mineraller) desteklemeyi kolaylaştırıyor. Nedir? 70'ten fazla sebze, meyve, bitki ve bitki özünden oluşan ve katkısız bir mikro besin konsantresi olan LaVita, vitaminler ve eser elementlerle günlük beslenmenizi optimize ediyor. Doğal ve bütünsel LaVita; özel üretim tekniği, sıvı formu ve içeriğiyle 1999'dan bu yana Almanya'da sektörünün zirvesinde konumlanıyor. Neden önemli? Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi'nin onayladığı dozajlarda gerekli tüm vitamin ve eser elementleri içeren bağışıklık sistemini destekleyen tüm ilgili mikro besinleri bünyesinde barındırıyor. Ayrıca bilimsel bir çalışma, LaVita'nın hücrelere ulaştığını kanıtlıyor. Kimler için? Günlük yaşama kolayca dâhil edilebilecek lezzetli bir ürün olan LaVita’yla genç, yaşlı, kadın, erkek, sporcu ya da sağlıklı yaşamak isteyen herkes, beslenmelerini akıllıca ve kolayca destekleyebiliyor. Günlük vitamin, mineral ve eser element teminini pratik biçimde düzenlemek için akıllıca bir çözüm sunan LaVita'ya dair ayrıntılı bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aylardan aralık, uzun zaman sonra görülen arkadaşlarla çevrili bir masa. Masadaki herkesin elinde yıllık buluşmalarımızda içmenin âdet hâline geldiği bir Moscow Mule. Zevkine vararak biraz da sakınarak içiyoruz. Sanki bir daha içmeyecekmişiz gibi. Fakat bir sorun, nasıl zevkli.
Arkadaşlarımla ilk tatilim, Floransa'dayız. Bir akşamüstü, yemek öncesi — Spritz siparişlerimizi vermişiz, keyifler yerinde. Gelsin de iştahımızı açsın diye bekliyoruz sabırla.
Almışım denizi önüme, güneş batmaya yakın. Elimde beni hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmamış Cin tonik. Ben kendiminkine biberiye sapı eklemişim, diğerleri bir dilim salatalık.
Bazı kokteyller bazı anılarla özdeşleşmiş şekilde hafızamızda ve damağımızda yer ediyorlar. Bu hafta Büyüteç'te Moscow Mule, Spritz ve Cin tonik'i bizim bildiğimiz şekliyle değil, kendi hikâyeleriyle ağırlıyoruz.
Başarısızlığın başarısı: Moscow Mule
1941'de kokteyl dünyasına giriş yapan Moscow Mule, elindeki ürünleri satmakta zorlanan üç kişinin yollarının Los Angeles'taki bir barda kesişmesi sonucu doğuyor.
ABD'deki alkol yasağı sonrası ülkenin en büyük alkollü içecek tedarikçilerinden birine dönüşen Heublein & Brothers, namıdiğer John Martin, Ekim Devrimi sırasında finansal olarak zor durumda kalan Smirnoff'u satın alıyor. Martin, büyük bir fırsat yakaladığını düşünürken önemli bir noktayı atlıyor: Ağırlıklı olarak brendi, rom ve viski tüketen ABD vatandaşları, votkaya hiç de alışık değil. Diğer tarafta, Los Angeles'ta Cock 'n' Bull isimli pub'ın sahibi Jack Morgan, Martin'inkine benzer bir sorunla karşı karşıya. Morgan'ın barında kendi ürettiği zencefil birasından bolca olmasına rağmen ABD'liler, gazlı ve zencefili daha hafif ginger ale içmeye alışmış oldukları için zencefil birasını tercih etmiyorlar.
Martin ve Morgan, batmanın eşiğindeyken barda karşılaşıyor ve votkayla zencefilli birayı karıştırarak birlikte servis etmeye başlıyorlar. Günümüzde bakır kupasından ayrı düşmeyen Moscow Mule, ikonik bardağına da Sophie Berezinski'nin Cock 'n' Bull'dan içeri adım atması sonucu kavuşuyor. Sophie'nin babasıyla birlikte Rusya'dayken ürettiği kupalara kendi ülkesinde alıcı çıkmıyor. "Fırsatlar ülkesi" ABD'ye 2 bine yakın kupayla birlikte göçen Sophie, Los Angeles'ta kapı kapı dolaşırken Morgan ve Martin'le tanışana kadar aradığını bulamıyor — böylece kupalarıyla birlikte ikilinin projesine dahil oluyor. Küllerinden doğan Moscow Mule, kokteyl tarihinde votka tüketimini ABD'de yaygınlaştıran kokteyl olarak öne çıkıyor.
İşgal güçlerinin keyfi: Spritz
Aperol Spritz'in Spritz'i, 20. yüzyıla kadar bir kokteyl kategorisini temsil etmiyordu. Günümüzdeki anlamını kazanana kadar Spritz'in içeriğinde birtakım değişiklikler var: önce suyun yerini soda, sonra şarabın yerini Prosecco alıyor ve işin içine likör giriyor.
Spritz'in memleketi İtalya olsa da kendisi 19. yüzyılda işgal güçleri yani Avusturya İmparatorluğu askerleri tarafından bulunuyor. O dönem işgal ettikleri topraklardaki şarapların sert tadına alışkın olmayan askerler, İtalyan şaraplarını seyreltmek için su eklemeye başlıyorlar. İçimi kolaylaştırma amacı bir süre sonra ritüelleşerek Spritz kokteyl sınıfının doğmasıyla sonuçlanıyor.
Dönemin tedavi yöntemi: Cin tonik
Cin tonik'in çıkışı, Birleşik Krallık sömürgeciliğinin Asya'daki temsilcisi Doğu Hindistan Şirketi'nin 19. yüzyılda Hindistan'a gitmesine dayanıyor. Sıtma tedavisinden barın arkasına: Tonik 101 yazısında anlatıldığı gibi, askerlerin bir bir sıtma hastalığına yakalanmaya başlaması üzerine ilaç niyetine verilen kininli toniğin acı tadına bir çözüm buluyorlar. Sık tüketilen cin, tonik suyuna eklenince birçokların ortak sevdası Cin tonik'in önü açılıyor.
Zamanın koşullarına adapte olmuş, değişimden kaçınmayarak günümüzün tüketim çılgınlığına rağmen yerlerini korumayı başarmış bu kokteyllerin her biri insanların olumsuz durumlar karşısında bulduğu çözümler sonucu ortaya çıkmış. Olumsuzluklardan doğan güzelliklerin önümüzü aydınlattığı yolda kokteyllerimizi sakince yudumladığımız nice güneşli günlere!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İkonik kokteyllerin hikâyeleri, içki vasıtasıyla cinsel saldırıyı engellemeye yönelik teknolojiler.
25 Ağu 2021

YAZARLAR

Adasu Mireli
Food writer @ Aposto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.
18 Tem 2026

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026





