Marmara'da deniz salyası


Coffee Department’ın en yenisiyle tanışın
İsveç Gothenburg Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma filtre kahvenin sağlık için yararlı olduğuna, hatta ömrü uzatabileceğine işaret ederken filtre edilmiş kahvenin hiç kahve içmeyenlere kıyasla herhangi bir nedenden ölüm riskini…
Daha fazlasını öğren →
Kıyısına kurulup güneşin dalgalarla oynaşını izlediğimiz sular artık çizgi filmlerde içine düşülünce kötülerin süper güç elde ettiği sıvılara benziyor. İçinde yüzmek ne kelime, insanın bakası dahi gelmiyor. Gelmesine de çok var. Ama sadece estetik veya keyfi kaygıların ötesinde bu, çevresel bir felaket.
Marmara’da müsilaj: İlk defa 2007 sonbaharında İzmit Körfezi’nde görülen ve yıllar içinde görülmeye devam eden müsilaj, ekim ayından beri Marmara Denizi’nin yüzeyinde daha sık şekilde göze çarpıyor. Çeşitli sebeplerden dolayı dinamikleri değişen ekosistemde minik deniz canlılarından oluşan bir fitoplankton çeşidi, özellikle mart ayında büyük miktarda arttı. Bu artıştan sonra nüfusları azalan canlıların hücre içi sıvısı suya karışınca deniz salyası hâlinde su dibinde veya yüzeyinde görünmeye başladı.
Sebebi atık planlamaları ve balıkçılık uygulamaları: Hidrolog Levent Artüz’e göre, günümüzdeki durumun temeli 1989’da İstanbul Kanalizasyon Revizyon Projesi ile safi ön arıtmadan geçen dışkı deşarjının Marmara Denizi’ne verilmesi yatıyor. Bu planın arkasındaki mantık, Akdeniz’den Karadeniz’e giden derin akıntıya doğru verilen atığın Karadeniz’e taşınması. İstanbul Üniversitesi’nde deniz biyoloğu Dr. Neslihan Özdelice’ye göre de balıkçılık faaliyetlerinin artması, planktonlardan beslenen balıkların gitmesiyle nüfusu hızlı miktarda artışa geçirmiş. Bir diğer sebep de küresel ısınmayla artan deniz sıcaklıklarının planktonların artmasına pozitif etkisi.
Etkileri: Yüzeyde bulunan deniz salyası deniz ile atmosfer arasına bir engel olduğundan denizi canlılar için daha zor yaşanır hâle getiriyor. Özellikle de balıklar oksijen eksikliğinden yaşayamıyor. Deniz salyası birikintileri aynı zamanda hareket kabiliyeti olmayan mercanları da öldürüyor. Birikintiler aynı zamanda besinsel değere sahip olduğu için virüs üretiyor ve deniz sağlığını tehdit ediyor.
Neler yapılabilir? 6 Haziran’da Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Toplantısı’nı gerçekleştiren Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yayımladığı eylem planına göre, müsilaj temizlenmesine başlanacak ve başlıca eylemler olarak atık su tesisleri güncellenecek ve atık boşaltım yöntemleri tekrar düzenlenecek. Balıkçılar için ekonomik destek sağlanacak; balıkçılığın ekosisteme uygun şekilde yapılması için koruma alanları genişletilecek. Bakan Murat Kurum’un Twitter paylaşımına göre temizlik için seferber edilen 25 yüzey temizliği teknesiyle süreç başlıyor ve eylem planı üç yıla yayılacak.
Umut pek yok: Artüz’e göre, ölen fitoplankton ve başka deniz canlılarının nüfuslarının dönüşü olmadığı gerçeği, herhangi bir temizlik eyleminin umut vermesine engel oluyor. Bir ihtimal, uzun dönemde denizin doğru temizlik ve rehabilitasyon uygulamalarıyla Karadeniz’den gelebilecek deniz canlılarına ev olması ve tekrar canlı barındırmaya uygun hâle gelmesi mümkün.
Denizlerin bakılamayacak kadar feci bir vaziyete sokulması acı. Uzman görüşleri farklı olsa da halkın bilinçlenmesi, ilgili kurumlara talepte bulunması gerektiği kesin. Marmara hepimizin olduğu kadar, sorumluluk da hepimizin.
Deniz salyası hakkında daha kapsamlı bilgiler için BirArtıBir'in Levent Artüz ile gerçekleştirdiği podcast serisi bu bağlantıda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Çatalın sofralara gelişinin hikâyesi, Marmara'daki çevresel felakete bir bakış
09 Haz 2021

YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





