Backrooms: Hayatında hiç köpek görmemiş biri nasıl bir köpek çizer?

Yılın merakla beklenen korku filmlerinden, genç yönetmeni Kane Parsons’ın aynı adlı kısa filmi ve YouTube serisinden uyarlanan "Backrooms", liminal alanların doğasındaki tekinsizlikten besleniyor.

Backrooms: Hayatında hiç köpek görmemiş biri nasıl bir köpek çizer?
Simülasyon çağında gerçeğin peşine düşmek: 'Shakespeare, Shakspere mi?'

Ege Maltepe’nin "Shakespeare Shakspere mi?" oyunu, bir yandan edebiyat tarihinin en hararetli tartışmalarından birini yeniden açıyor, bir yandan da yapay zeka ve simülasyon çağında insani olan üzerine düşünmeye çağırıyor. 29 Mayıs'taki Londra temsilinden önce Ege Maltepe ile gerçeklik duygumuzdan sanatın endüstrileşmesine ve yapay zeka çağında “bilgi” kavramının ne anlama geldiğine uzanan bir sohbete oturduk.

Simülasyon çağında gerçeğin peşine düşmek: 'Shakespeare, Shakspere mi?'
Umutsuzluğun iletişimi: Verilecek umut kalmadığında siyasi iletişim neye dönüşür?

Bugünlerde umudun iletişimini yapmak imkansıza yakın. Kitlelere umutsuzluk vermek de iş değil ama her şeyin öyle kendiliğinden çok güzel olmayacağını da hissettirmek şart. ABD’li insan hakları aktivisti Mariame Kaba’nın o meşhur “Umut bir duygu değildir, umut bir disiplindir” yaklaşımını tam burada hatırlamak gerekiyor belki de.

Umutsuzluğun iletişimi: Verilecek umut kalmadığında siyasi iletişim neye dönüşür?
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa: Ani Köprüsü neden önemli?

Türkiye ve Ermenistan, diplomatik ilişkilerinde uzun bir aradan sonra ilk kez bu denli yakın bir temas süreci yürütüyor. Ani Köprüsü’nün yeniden inşası için imzalanan protokol de bu normalleşme iradesini somut ve kalıcı bir gerçekliğe kavuşturacak gibi görünüyor. Ani Köprüsü’nün stratejik ve tarihî önemini, tarihçi Prof. Dr. Karen Matevosyan ve Kars Kültür ve Sanat Derneği Kurucu Başkanı Vedat Akçayöz ile konuştuk.

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa: Ani Köprüsü neden önemli?
Bayram ne işe yarar: Güzel hayatı istiyorsak onu mümkün kılan iyiye nasıl hayat vereceğiz?

Bayramın işlevi zayıflasa da biçimi büyük ölçüde duruyor. Mesajlar gönderiliyor, tatil planları yapılıyor, sofralar kuruluyor fakat bayramın toplumu onaran, eşitsizlikleri geçici de olsa askıya alan, küsleri barıştıran, yoksulu gözeten, yaşamı ortaklaştırma gücü her yıl biraz daha zayıflayarak silikleşiyor. O hâlde bugün, bayramı bayram yapan şey nedir?

Bayram ne işe yarar: Güzel hayatı istiyorsak onu mümkün kılan iyiye nasıl hayat vereceğiz?
Çin artık eski Çin değil: Pekin nasıl 'dünya diplomasisinin hac merkezi'ne dönüştü?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Çin’in başkenti Pekin’de mevkidaşı Şi Cinping ile 20 Mayıs 2026 tarihindeki buluşmasının Trump-Şi zirvesinin hemen ardından gelmesi ve bu ziyaretten önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Pakistanlı yetkililerin farklı tarihlerde Çinli yetkililerle görüşmeleri, haklı olarak dünya kamuoyunun ilgisini çekti. Peki Pekin nasıl "dünya diplomasisinin hac merkezi"ne dönüştü?

Çin artık eski Çin değil: Pekin nasıl 'dünya diplomasisinin hac merkezi'ne dönüştü?
Küresel Sumud Filosu aktivisti Görkem Duru: ‘Maruz kaldığımız şiddeti Filistin halkı yıllardır yaşıyor’

Küresel Sumud Filosu'nda İsrail'in alıkoyduğu aktivistler arasında yer alan Görkem Duru, yaşadıklarını Aposto’ya anlattı. Duru, kendilerini kaçıran İsraillilerin fiziksel ve cinsel şiddetine, çıplak aramalarına, köpeklere ısırtılma gibi işkencelere maruz kaldıklarını açıkladı.

Küresel Sumud Filosu aktivisti Görkem Duru: ‘Maruz kaldığımız şiddeti Filistin halkı yıllardır yaşıyor’
APOSTO GÜNDEM

Her sabah, beş dakikalık gündem özeti eposta kutunda.

Kısa, yalın, öz.

Aposto Gündem
2026Yaz RehberiEtkinlik takvimi, sıcaklık haritası, seyahat rehberleri ve okuma önerileri.

İŞ DÜNYASI

TÜMÜNÜ OKU
Pürüzsüz bir dünyada insan kalmak: Yeni mezunların yapay zekaya öfkesi neden büyüyor?Pürüzsüz bir dünyada insan kalmak: Yeni mezunların yapay zekaya öfkesi neden büyüyor?

Sistemin bugünkü pürüzsüz başarı illüzyonu, son dönemde ABD üniversitelerinin mezuniyet kürsülerinde çatlıyor. Üniversite kampüslerinde mezuniyet konuşması yapmak için sahneye çıkan kurumsal elitlerin, siyasetçilerin ve iş dünyası liderlerinin öğrenciler tarafından protesto edilmesi tesadüf değil. Kurumsal dünya, çiçeği burnunda mezunlara "pürüzsüz, uysal ve sistemle uyumlu başarı şablonları" vaaz ederken, yeni nesil ise o hazır senaryoları reddediyor.

TEKNOLOJİ

TÜMÜNÜ OKU
Simülasyon çağında gerçeğin peşine düşmek: 'Shakespeare, Shakspere mi?'Simülasyon çağında gerçeğin peşine düşmek: 'Shakespeare, Shakspere mi?'

Ege Maltepe’nin "Shakespeare Shakspere mi?" oyunu, bir yandan edebiyat tarihinin en hararetli tartışmalarından birini yeniden açıyor, bir yandan da yapay zeka ve simülasyon çağında insani olan üzerine düşünmeye çağırıyor. 29 Mayıs'taki Londra temsilinden önce Ege Maltepe ile gerçeklik duygumuzdan sanatın endüstrileşmesine ve yapay zeka çağında “bilgi” kavramının ne anlama geldiğine uzanan bir sohbete oturduk.

Mutlak butlandan mutlak buhrana: Varlık Barışı hamlesinin sonuçları ne olabilir? Mutlak butlandan mutlak buhrana: Varlık Barışı hamlesinin sonuçları ne olabilir?

CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla siyasi gerginlik yükselirken, iktidarın yurt dışından sermaye çekebilmek için attığı adımlar da tartışma konusu oldu. Ekonomist Ömer Rıfat Gencal, yeni Varlık Barışı hamlesine dair, “Gelen para aklanmak için gelir, kaydı olmayan para sisteme girmek için gelir ancak bu sermaye bile buraya güvenip gelmeyebilir, çünkü çıkış garantisi yok” diyor.

SON BÜLTEN SAYILARI

SON HİKAYELER

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

30 May 2026

10-maddede-bu-hafta-470
DuendeDuende

HİKAYE

Backrooms: Hayatında hiç köpek görmemiş biri nasıl bir köpek çizer?

Yılın merakla beklenen korku filmlerinden, genç yönetmeni Kane Parsons’ın aynı adlı kısa filmi ve YouTube serisinden uyarlanan "Backrooms", liminal alanların doğasındaki tekinsizlikten besleniyor.

Emre Eminoğlu

·

29 May 2026

backrooms-hayatinda-hic-kopek-gormemis-biri-nasil-bir-kopek
QuandoQuando

HİKAYE

Simülasyon çağında gerçeğin peşine düşmek: 'Shakespeare, Shakspere mi?'

Ege Maltepe’nin "Shakespeare Shakspere mi?" oyunu, bir yandan edebiyat tarihinin en hararetli tartışmalarından birini yeniden açıyor, bir yandan da yapay zeka ve simülasyon çağında insani olan üzerine düşünmeye çağırıyor. 29 Mayıs'taki Londra temsilinden önce Ege Maltepe ile gerçeklik duygumuzdan sanatın endüstrileşmesine ve yapay zeka çağında “bilgi” kavramının ne anlama geldiğine uzanan bir sohbete oturduk.

Çiğdem Öztabak

·

29 May 2026

simulasyon-caginda-gercegin-pesine-dusmek-shakespeare-shakspere
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Umutsuzluğun iletişimi: Verilecek umut kalmadığında siyasi iletişim neye dönüşür?

Bugünlerde umudun iletişimini yapmak imkansıza yakın. Kitlelere umutsuzluk vermek de iş değil ama her şeyin öyle kendiliğinden çok güzel olmayacağını da hissettirmek şart. ABD’li insan hakları aktivisti Mariame Kaba’nın o meşhur “Umut bir duygu değildir, umut bir disiplindir” yaklaşımını tam burada hatırlamak gerekiyor belki de.

Ümit Alan

·

29 May 2026

umutsuzlugun-iletisimi-verilecek-umut-kalmadiginda-siyasi
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

sehri-yasamanin-bedeli-bayramin-ucretsiz-otobuslerinde-bir
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa: Ani Köprüsü neden önemli?

Türkiye ve Ermenistan, diplomatik ilişkilerinde uzun bir aradan sonra ilk kez bu denli yakın bir temas süreci yürütüyor. Ani Köprüsü’nün yeniden inşası için imzalanan protokol de bu normalleşme iradesini somut ve kalıcı bir gerçekliğe kavuşturacak gibi görünüyor. Ani Köprüsü’nün stratejik ve tarihî önemini, tarihçi Prof. Dr. Karen Matevosyan ve Kars Kültür ve Sanat Derneği Kurucu Başkanı Vedat Akçayöz ile konuştuk.

Vartan Estukyan

·

28 May 2026

turkiye-ermenistan-iliskilerinde-yeni-bir-sayfa-ani-koprusu
AngstAngst

HİKAYE

Bayram ne işe yarar: Güzel hayatı istiyorsak onu mümkün kılan iyiye nasıl hayat vereceğiz?

Bayramın işlevi zayıflasa da biçimi büyük ölçüde duruyor. Mesajlar gönderiliyor, tatil planları yapılıyor, sofralar kuruluyor fakat bayramın toplumu onaran, eşitsizlikleri geçici de olsa askıya alan, küsleri barıştıran, yoksulu gözeten, yaşamı ortaklaştırma gücü her yıl biraz daha zayıflayarak silikleşiyor. O hâlde bugün, bayramı bayram yapan şey nedir?

Metin V. Bayrak

·

28 May 2026

bayram-ne-ise-yarar-guzel-hayati-istiyorsak-onu-mumkun-kilan
apéroapéro

HİKAYE

MASADA III: Yetişkin çocukların sofrası

Galeri Bu’nun sanattan masaya sergi serisi Masada’nın üçüncü edisyonunda her sanatçı izleyicileri bir “masaya” davet ediyor; kimi oyun masasına, kimi bayram masasına, kimi de bildiğimiz yemek sofrasına. Biz “yetişkin çocuklar” ise bu duyusal deneyimi kolektif hafıza, toplumsal roller ve kişisel çağrışımlar üzerinden yeniden katmanlandırarak kendi belleğimizdeki izlerini tekrar inceliyoruz.

28 May 2026

masada-iii-yetiskin-cocuklarin-sofrasi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin artık eski Çin değil: Pekin nasıl 'dünya diplomasisinin hac merkezi'ne dönüştü?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Çin’in başkenti Pekin’de mevkidaşı Şi Cinping ile 20 Mayıs 2026 tarihindeki buluşmasının Trump-Şi zirvesinin hemen ardından gelmesi ve bu ziyaretten önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Pakistanlı yetkililerin farklı tarihlerde Çinli yetkililerle görüşmeleri, haklı olarak dünya kamuoyunun ilgisini çekti. Peki Pekin nasıl "dünya diplomasisinin hac merkezi"ne dönüştü?

Faik Bulut

·

27 May 2026

cin-artik-eski-cin-degil-pekin-nasil-dunya-diplomasisinin-hac
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Küresel Sumud Filosu aktivisti Görkem Duru: ‘Maruz kaldığımız şiddeti Filistin halkı yıllardır yaşıyor’

Küresel Sumud Filosu'nda İsrail'in alıkoyduğu aktivistler arasında yer alan Görkem Duru, yaşadıklarını Aposto’ya anlattı. Duru, kendilerini kaçıran İsraillilerin fiziksel ve cinsel şiddetine, çıplak aramalarına, köpeklere ısırtılma gibi işkencelere maruz kaldıklarını açıkladı.

Melisa Gülbaş

·

27 May 2026

kuresel-sumud-filosu-aktivisti-gorkem-duru-maruz-kaldigimiz
ParetoPareto

HİKAYE

Pürüzsüz bir dünyada insan kalmak: Yeni mezunların yapay zekaya öfkesi neden büyüyor?

Sistemin bugünkü pürüzsüz başarı illüzyonu, son dönemde ABD üniversitelerinin mezuniyet kürsülerinde çatlıyor. Üniversite kampüslerinde mezuniyet konuşması yapmak için sahneye çıkan kurumsal elitlerin, siyasetçilerin ve iş dünyası liderlerinin öğrenciler tarafından protesto edilmesi tesadüf değil. Kurumsal dünya, çiçeği burnunda mezunlara "pürüzsüz, uysal ve sistemle uyumlu başarı şablonları" vaaz ederken, yeni nesil ise o hazır senaryoları reddediyor.

Cem Arıdağ

·

26 May 2026

puruzsuz-bir-dunyada-insan-kalmak-yeni-mezunlarin-yapay-zekaya
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yetki karmaşası ve hukuk tartışmaları: Mutlak olmayan butlan olur mu?

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin "mutlak butlan" kararı sonrası MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, daha sonra silinen bir paylaşımla Siyasi Partiler Kanunu yürürlükteyken Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu'nun uygulanamayacağını söyleyerek bir "yetki karmaşası" oluştuğunu savundu. Hukukçu gözüyle bu "yetki karmaşası" nasıl yorumlanabilir? Peki bu tartışmayı hukuk düzleminde yürütmek yeterli mi?

Hikmet Koyuncuoğlu

·

26 May 2026

yetki-karmasasi-ve-hukuk-tartismalari-mutlak-olmayan-butlan
DuendeDuende

HİKAYE

Bilal Yılmaz ile yeni sergisi 'Form-Zanaat-Aktivizm' üzerine

Bilal Yılmaz’ın Nazlı Pektaş küratörlüğündeki “Form-Zanaat-Aktivizm” adlı sergisi 7 Mayıs-7 Haziran arasında, Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde izleyiciyle buluşuyor. Zihnin analitik yapısı ile malzemenin doğası arasındaki ilişki, serginin kavramsal omurgasını oluşturuyor. Sergi ve üretimleri kapsamında sanatçıyla sohbet ettik.

25 May 2026

bilal-yilmaz-ile-yeni-sergisi-form-zanaat-aktivizm-uzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Nihilist samimiyetin dışavurumu: 'Let Me Be' dansı neden viral oldu?

Endurance Grand'in öncülüğünde Afrika'dan yükselen "Let Me Be", beklenmedik bir yerden küresel bir sinyale dönüştü: Sıfır diyalog, ifadesizlik, robotik postür, maksimum toplumsal eleştiri. Daha önceki pek çok viral akım narsizmi beslerken bu akım kolektif bir çaresizliği, yorgunluğu ve tuhaf bir samimiyeti paylaşıyor.

nihilist-samimiyetin-disavurumu-let-me-be-dansi-neden-viral
DuendeDuende

HİKAYE

Suede konseri öncesi Mat Osman'la sohbet: 'Hiçbir zaman niş bir grup olmak istemedik'

Britpop tarihinin en önemli gruplarından Suede, yeni albümleri "Antidepressants"ın turnesi kapsamında 17 Temmuz akşamı Epifoni ve Zorlu PSM organizasyonuyla Turkcell Sahnesi’nde olacak. Konser öncesinde grubun kurucu üyesi Mat Osman, telefonun diğer ucundan Türk kökenine, son yıllardaki başarılı yazarlık kariyerine ve Suede’i ayakta tutan kimyaya dair sorularımızı yanıtladı.

Eda Solmaz

·

25 May 2026

suede-konseri-oncesi-mat-osmanla-sohbet-hicbir-zaman-nis-bir

SON HABERLER

Osmanlı döneminden bugüne: İstanbul mutfağında balık Osmanlı ziyafetlerinin ihtişamından başlayarak balığın İstanbul'daki yolculuğunu tarihî anekdotlar, mutfak gelenekleri ve günümüzün koşullarıyla birlikte hatırlıyoruz. Yazı: Ceren Bozkurt Kainatın yaşamın var olduğu bilinen tek gezegeni Dünya'nın üçte ikisi sularla kaplı ve yaşamın başlangıç noktası da tam olarak burası. Tarih boyunca büyük imparatorlukların çoğu, deniz bağlantılı bölgelerde kurulmuş. Bu bir şans ya da rastlantı değil, aksine oldukça iyi düşünülmüş bir stratejinin sonucu. Denizler yüzlerce yıl boyunca ulaşımı sağladı, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan önemli bir köprü oldu. Denizlerin bu taşıyıcı rolü hâlâ devam ediyor. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin, kıtaları birbirinden ayıran ve aynı zamanda birleştiren denizin etrafına inşa edilmiş bir şehri var ki o da İstanbul. Bu şehri ele geçirmek için sayısız mücadele verilmiş, sayısız hikaye yazılmış. Bu mücadelelerin bir nedeni de İstanbul’un denizle kurduğu kadim ve güçlü bağ. Tarihi boyunca balıkçılıktan deniz ticaretine, su yollarından kültürel alışverişe kadar deniz, İstanbul’un ruhunun ayrılmaz bir parçası olmuş. Daima coğrafyadan beslenen mutfak kültürü ise etkileşimlerle büyüyor, değişiyor ve gelişiyor. Bir bölgenin mutfak adabı, o coğrafyanın sunduğu imkanlarla şekillenip o topraklarda yaşayan insanlarla çeşitleniyor. İnanç sistemleri ise mutfak kültürünün en önemli yapı taşlarından biri. İnsanların kimliklerini, yaşam tarzlarını ve hatta toplumsal aidiyetlerini, neyi yiyip neyi yemediği üzerinden anlamak mümkün. İnanç sistemlerinin çoğunda yemekle ilgili belirli yasaklar ya da kısıtlamalar bulunur. Bu kurallar yüzyıllar boyunca mutfak alışkanlıklarını doğrudan etkilemiş. İstanbul mutfağı bu karmaşık etkileşimlerin ve çok katmanlı kültürel yapıların ortaya çıkardığı bir mozaiğin ürünü. İstanbul folklorü için önemli olan Türk, Rum, Ermeni ve Musevi toplulukları birarada yaşayarak İstanbul mutfağını şekillendirmiş. Bu topluluklar sadece birarada yaşamakla kalmayıp birbirlerinin yemek kültürlerinden etkilenerek ortak bir gastronomik miras oluşturmuş. Osmanlılar’ın çokkültürlü yapısı içerisinde bu halkların her biri mutfağa kendi imzalarını atmış. Yazının devamı içinTek kişilik bir masa: Yalnız yemek eksiklik mi, özgürlük mü? Tek başına yemek yemek, bir dışlanmışlık göstergesi mi, bireysel bir tercih mi yoksa toplumsal normlara karşı bir meydan okuma mı? Tarih boyunca bu deneyim bazen bir papa için devrim, bazen de kadınlar için bir özgürlük mücadelesi oldu. Peki bireysellik ile toplumsallık, özgürlük ile yalnızlık arasındaki bu denge bugün nasıl şekilleniyor? Yazı: Reyhan Ülker Yorgos Lanthimos'un 2015 yapımı filmi The Lobster 'da bekar insanlar 45 gün içinde kendilerine romantik partner bulabilebilecekleri bir merkeze gönderiliyor ve verilen sürede partner bulamadıkları takdirde tercih ettikleri bir hayvana dönüştürülüyorlardı. Eş bulmanın hayata insan olarak devam edebilmek için tek yol olduğu bu dünyanın ilerleyen sahnelerinde tek başına yemek yemenin dehşet verici hüznü de perdeye yansıyordu. Bekar insanlar bir otelin balo salonunda toplanıp ilişkilerin avantajları üzerine propagandaları izlemeye zorlanıyordu. İlk kısa filmin adı Adam Tek Başına Yiyor . Adamın boğazına bir lokma takılıyor ve boğulup ölüyor. İkinci film ise Adam Kadınla Yiyor . Adamın boğazına yine lokması takılıyor ancak bu sefer masanın karşısında Heimlich manevrası yaparak hayatını kurtaran bir kadın oturuyor. Son sahne izleyenlerden alkışlar topluyor. Tek başına yemek yemek, çoğumuzun zihninde hüzün ve yalnızlıkla ilişkilendiriliyor. "Mutlu olmak için bir başkasına ihtiyacım yok" cümlesini kurduğumuzda birçok insan sırtımızı sıvazlayıp bizimle hemfikir olsa da toplumsal tabular halen halka açık bir yerde yemeğin tadını çıkarmak için başkalarına ihtiyaç duyduğumuzu fısıldıyor. 1984 yapımı The Lonely Guy filmindeki Steve Martin'i hatırlayın. Martin, kalabalık bir restorana giriyor. Akşam yemeğinde tek başına olacağını söylediğinde garson "Yalnız mısınız?" diye soruyor ve müzik, çatal-bıçak tıkırtıları, neşeli sohbetler, yani restoranın bütün sesleri aniden durup bütün başlar Martin'e çevriliyor. Uzun bir sessizlikten sonra garson sonunda "Beni takip edin efendim" diyor. Martin'in üzerinde beliren beyaz bir spot ışığı kalabalığın ortasındaki masasına varana dek onu takip ediyor, aynı esnada kalabalık da ona bakmaya devam ediyor. Başkalarının bizi nasıl algıladığına dair kaygı görünüşe göre o kadar büyük ki bir grup araştırmacı Martin’in tek kişilik masa hüznünden esinlenerek The Lonely Guy: The Spotlight Effect adını verdikleri bir kitap yayımlamışlar. Cornell Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Thomas D. Gilovich ve meslektaşları ise Journal of Personality and Social Psychology'de bir dizi çalışmanın ardından, insanların eylemlerinin ve nasıl göründüklerinin başkaları tarafından ne kadar fark edildiğini abarttıklarını yazıyorlar. Yazının devamı içinObur bir şehrin hafızası: İstanbul'un sofrası nasıl kuruluyor? Bir şehrin sofrası onun ekonomik ve ekolojik altyapısını, politik tercihlerini ve tarihsel belleğini de yansıtır. Kent planlaması, tarım politikaları ve tüketim kültürü sofranın kimler tarafından nasıl kurulduğunu belirleyen temel unsurlar. İstanbul özelinde bakıldığında ise bu ağ, giderek dışa bağımlı, dağınık ve kırılgan bir yapıya dönüşüyor. Peki kırılganlık nerede başlıyor? Yazı: Candan Türkkan Pandemi gıda sistemimizin hem ne kadar önemli hem de ne kadar kırılgan olduğunu göstermişti. Ne var ki, hızlı bir şekilde unuttuk. 6 Şubat Depremleri aynı gerçeği yeniden yüzümüze çarptı. Yine unuttuk. Deprem bölgesine giden yardımlar, kurulan mutfaklar, sonrasında hasat zamanı tarım işçisi eksikliğinden yaşanan sorunlar, altyapı bozukluklarının yarattığı zayiatlar derken kırılganlığa tekrar tanık olup hatırladık. Ülkenin inişi çıkışı bitmeyen siyasi gündemiyle haşır neşir olurken biz bu kilit bilgiyi yine unuttuk. Kır ve kent gıda sistemleri arasındaki temel farklar Şimdilerde ABD’nin yeni uygulamaya koyduğu gümrük vergileriyle dünya tekrar gıda sistemini ve bu sistemin kırılganlığını konuşmaya başladı. Türkiye henüz kendi siyasi gündeminden kafasını kaldırıp bu değişimin sistemi nasıl etkileyeceğini konuşamadı. Ama tahminen etkilerinin bize varıp iyice hissedilir olduğu bir noktada gıda sisteminin kırılganlığını yine hatırlar, yine konuşmaya başlarız. Eğer bu kırılganlığı dikkate alacaksak belki de çok temel bir kabulle başlamak lazım: Gıda sistemi hep çok hassas, hep çok kırılgan. Düşük nüfuslu ve yoğunluklu bir kırsal alanın gıda sistemi de yüksek nüfuslu ve yüksek yoğunluklu bir kentin gıda sistemi de farklı baskılar altında çalışmayabiliyor. Düşük nüfuslu ve yoğunluklu kırsal alanlarda yaşayanlar genelde o bölgede üretilenlerle hatta kendi ürettikleriyle sınırlanıyorlar. Bu üretimde herhangi bir problem olması hâlinde yangın, sel benzeri felaketler ya da biraz fazla soğuk bir bahar veya kurak bir yaz gibi mevsimsel dalgalanmalar gibi sorunlar silsilesiyle baş başa kalıyorlar: Önce üretim düşüyor, üretim düşünce gıda azalıyor. Gıda azalınca insanların bağışıkları zayıflıyor ve hastalanmalar artıyor. Bu durum aktif işgücünü azaltıyor ki bu da üretimi gelecek sene daha da aşağı çekiyor. Yazının devamı içinAnthony Bourdain'in izinde: Yemeğin politik coğrafyası Lüks restoranlardan çok sokak tezgahlarında, konforlu cevaplardan çok zor sorularda aradı gerçeği. Anthony Bourdain yemek aracılığıyla dünyaya bakan, hikayeleri iştahla anlatan ve bazen can yakıcı gerçekleri sofraya taşıyan bir anlatıcıydı. Ölümünün 7. yılında onu sadece bir şef değil, politik bir tanık ve kültürel bir gezgin olarak anıyoruz. Yazı: Reyhan Ülker Anthony Bourdain, bundan tam 7 yıl önce, hayatı yaşamaya değermiş gibi gösteren, hem kişisel hem kariyer hayatının zirvesi gibi görünen bir noktada yaşamını sonlandırdı. O gün 61 yaşındaydı. Ölümünün ardından geçen yıllar onu sadece bir şef ya da televizyon yüzü olarak değil; kültürel bir fenomen, bir anlatıcı, bir yol arkadaşı olarak hatırlayanların sayısını artırdı. Ölçülebilir başarıların ötesinde izleyicileriyle kurduğu duygusal yakınlık da klasik şöhret kategorilerine sığmayan türdendi. Bourdain, izleyicisiyle bir ekran figürü gibi değil çok sevilen bir arkadaş, hayranlık duyulan, içten içe yerinde olmak istenen o "havalı kişi" gibi ilişki kuruyordu. Bourdain’in şöhreti, ışıltılı bir yaşam tarzı vaadiyle parlatılmamıştı. Daha çok, bir yere kadar hayatın kenarında kalmış ama tam da merkezinde yaşanmış bir gerçeklikten süzülüyordu. Kirli tabakların arasında geçen yıllar, başarısızlıklar, madde bağımlılığı, uyumsuzluk ve ardından gelen geç şöhret... Birçokları onu "usta şef" olarak tanımlasa da Bourdain’in asıl ustalığı kalemindeydi. Kendi deyimiyle vasat bir şefti belki ama iyi bir hikaye anlatıcısıydı. Kimi zaman sert, kimi zaman melankolik, çoğu zaman derinlikli anlatılarıyla mutfaktan edebiyata, habercilikten aktivizme uzanan bir yol çizdi. Şeflerin film yıldızlarından daha ilgi çekici sayılmaya başladığı çağın hem tanığı hem de mimarıydı. Budapeşte, Tiflis, Dakar, Buenos Aires, Nashville, Roma, Gazze... Her yere gitti. Her şeyi tattı. Herkesle konuştu. Gittiği her yer onda iz bıraktı. Bourdain, yemeği yalnızca damak zevkinin değil insan hikayelerinin, politikanın ve kültürel temasın bir aracı olarak görüyordu. 2017’de verdiği bir röportajda "Dünyanın en iyi işine sahibim, buna şüphe yok" demişti. Fakat bundan tam bir yıl sonra Parts Unknown’un Fransa’daki bölümünün çekimi sırasında bu hayatı terk etmeye karar verdi. Geride onu anlamaya çalışan milyonlar, özleyen dostlar, ilham aldığı sokaklar ve renkli ekranda hâlâ yankılanan sesi kaldı. Bir de hepimizi dünyaya daha açık, birbirimize daha yakın olmaya çağıran şu sözleri: "Eğer bir şeyin savunucusuysam bu hareket etmektir. Mümkün olduğunca uzağa, mümkün olduğunca çok. Okyanusun diğer yanına veya sadece nehrin ötesine. Başkasının ayakkabılarını giy veya en azından onun yemeğini ye. Bu herkes için bir artıdır." Yazının devamı içinNatürel şarap neden bu kadar popüler oldu? 1950’lerde Fransa’da filizlenen natürel şarap hareketi, laboratuvar mayaları ve steril üretime karşı doğallık, kusurluluk ve karakteri savunan natürel şarabı modern yaşamın bir parçası hâline getirdi. Bugünse hareketin bağımsız ruhu, popüler kültür ve pazarlama etkisiyle yeniden tanımlanıyor. Yazı: Reyhan Ülker Şarap tadımı denince aklımıza genellikle sofistike bir sahne gelir: Elde döndürülen incecik kadehler, entelektüel sohbetler, "terroir" ve “tanen” gibi kelimelerin etrafında dönen uzun cümleler... Ama işin içine "natürel" etiketi girdiğinde atmosfer bir anda değişiyor. Artık o masada takım elbiseli uzmanlar yerine eğlenceli ve meraklı, çok daha yaratıcı işlere hevesli insanlar oturuyor. El yazımı etiketler, filtrelenmemiş görüntüler ve "garip ama güzel" tatlar eşliğinde yeni bir topluluk doğuyor. Bu değişim tesadüf değil. Son on yılda natürel şaraplar, özellikle genç kuşakların içki tercihinde başrole yükseldi. Dijital çağda bir şarabın tadı kadar hikayesi, üreticisi ve paylaşılabilirliği de önemli hâle geldi. Günün sonunda açılan şişe artık yalnızca bir içki değil; bir duruş, bir deneyim, hatta bir kimlik göstergesi oldu. Şarap kültürü "ne içiyoruz" sorusundan çok "neden böyle içiyoruz" sorusuna doğru evrildi. Artık sadece klasik kırmızılar veya beyazlar değil, bir zamanlar merakla bakılan turuncu şaraplar, filtresiz ve bulanık dokularıyla artık şehir sofralarının vazgeçilmezi oldu. Etiketler de bu dönüşümün aynası. Minimalist çizimler, çizgi roman estetiğiyle hazırlanmış tasarımlar ya da üreticinin el yazısıyla hazırlanmış tipografiler… Her biri şarabın natürelliğini ve üreticinin bireysel karakterini yansıtıyor. Bir yanda seri üretim şarapların kolay içimi; diğer yanda natürelliği, karakteri ve ruhuyla öne çıkan yeni bir anlayış. Natürel şarap, modern dünyanın hızına bir tür tepki olarak da okunabilir. Şarapla birlikte değerler de değişiyor: Otantiklik, doğaya saygı, üretimde şeffaflık öncelik kazanıyor. Natürel şarap hareketinin kökenini kesin bir noktaya bağlamak zor. Ancak birçok kaynak, bu yaklaşımın 1950’lerde Fransa’nın Beaujolais bölgesinde filizlendiğini söylüyor. Fransız kimyager, önolog ve şarapçılık eğitmeni Jules Chauvet, bu akımın teorik ve pratik temellerini atan isim olarak kabul ediliyor. Yazının devamı içinİnce hamur, büyük hikaye: Lahmacunun peşinde bir gün Diyarbakır'dan İstanbul'a, her yörede farklı usulde yapılan lahmacunun "ulusal yemek" olma potansiyelini tartışmaya açmak cazip gelse de uzak durmaya karar veriyoruz. İyi lahmacunun izinde şehirdeki favori duraklarımızı geziyor, işin inceliklerini ustalarından dinliyoruz. Yazı: Paul Benjamin Osterlund Türkiye’de lahmacunu sevmeyen var mıdır? Sanmıyorum. Günümüzde İstanbul'daki birçok mekanın da vegan ve glutensiz lahmacun versiyonları sunmasının bir nedeni ona karşı duyulan bu sevgi. Hayatının bir noktasında lahmacun tadan herkes şu anda hangi diyete uyuyor olursa olsun onu arzulamaktan vazgeçmiyor. Peki bu denli sevilen lahmacun Türkiye'nin ulusal yemeği olabilir mi? Bu tartışmaya girmeyeceğim çünkü birbirine yakın coğrafyalardaki farklı ülkelerde, özellikle komşu Ermenistan'da da aynı derecede popüler bir yemek lahmacun. Üstelik "etli hamur" manasına gelen kelimenin etimolojik kökeni de tamamen Arapça. İdeali odun fırında pişirilen bir lahmacunda şahsen ben hoşlanılmayacak hiçbir yan göremiyorum: Hafif ama aynı zamanda doyurucu, baharatlı kıymadan gelen lezzet ve taze maydanoz dalları, ince dilimlenmiş domates ve hâlâ çıtır çıtırken dürüm hâline getirilen ve ilk ısırıktan hemen önce mutlaka sıkılan limon suyuyla da oldukça sağlıklı. Doğu Anadolu'dan işçi sınıfı göçmenlerin mütevazı ana yemeği olan lahmacun, artık İstanbul'un en şık restoranlarının menülerine girerek de yerini sağlamlaştırdı. Gerek memleketinden gerekse geleneğin İstanbul'daki en iyi temsilcilerinden bir kısmında lahmacunun sayısız bölgesel çeşidini yedim. Urfa’da soğanla ama sarımsaksız hazırlanırken Gaziantep’teki karşılığı sarımsaklı ama soğan içermiyor. Diyarbakır usulü lahmacun ise her iki seçeneği de sunuyor. Vampirler dışında sarımsağı kim sevmez ki zaten? Bir de Tarsus fındık lahmacunu var. Bunlar da bira kutusu kadar bir çevreye sahip küçük yuvarlaklar hâlinde ve diğerle kıyasla daha kalın hamurla hazırlanıyor. Fındık lahmacunda et hem ön planda hem de lezzetin merkezinde. Aynı zamanda, Çukurova bölgesinde hemen her noktada bulunan bol acılı yeşil biber turşusuyla birlikte bir düzine veya daha fazla fındık lahmacun içeren porsiyonlar hâlinde servis ediliyor. Lahmacunla kişisel olarak en sevdiğim karşılaşmam şaşırtıcı bir şekilde Adana Kozan'da yaşandı. Adana’da da kabul edilen lahmacun Tarsus usulünden nispeten daha büyük ama standart lahmacundan da daha küçük porsiyonlar hâlinde servis ediliyor. Yazının devamı içinMutlaka göz atın İstanbul'un yeni sosyalleşme hâli: Lips etkisi | apéro CumartesiSPONSORLU: 📌Mona AI ile profesyonel stüdyo deneyimi her an yanınızda: Mona AI, 500’ü aşkın stille tek bir fotoğrafı LinkedIn’e uygun premium portrelere, profesyonel çekim hissi veren karelere ve her gün güncellenen sosyal medya trendlerine uygun görsellere dönüştürüyor. Fotoğraf canlandırma ve video üretimi modelleriyle kareleri hareketlendirmeyi de mümkün kılıyor. Mona AI artık App Store ve Play Store ’da.• Romanya'da İHA'sı saldırısı: Rusya'ya ait bir insansız hava aracının Romanya'nın Ukrayna sınırına yakın Galați kentindeki bir apartmana çarpması sonucu iki kişi yaralandı. Ayrıntılar: Apartmanın 10. katına isabet ederek yangına yol açan İHA'nın patlayıcı yükünün infilak etmesiyle 70 kişi tahliye edildi. Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan, yaşananları savaşın başından bu yana ülkedeki "en ciddi olay" olarak nitelerken tüm sorumluluğun Rusya'ya ait olduğunu belirtti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Rusya'nın "pervasız davranışını" kınarken ittifakın "müttefik topraklarının her karışını savunmaya hazır olduğunu" belirtti. Bununla birlikte: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Romanya'ya düşen İHA'nın kime ait olduğunun belirlenmesi için inceleme yapılması gerektiğini söyleyerek Ukrayna'ya işaret etti.• CHP'de iki ayrı bayramlaşma: Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine dönen Kemal Kılıçdaroğlu saat 14.00'te CHP Genel Merkezi'nde, görevine tedbiren son verilen Özgür Özel de aynı saatte Ankara İl Başkanlığı önünde vatandaşlarla bayramlaşacak. Ayrıntılar: Kılıçdaroğlu, ilk kez geleceği genel merkez bahçesindeki merdivenlerden halka hitap edecek ve kendisi için hazırlanan "Gül ki Güller Açsın" şarkısıyla karşılanacak. Eşzamanlı olarak CHP Grup Başkanı Özgür Özel de Güvenpark’taki Ankara İl Başkanlığı önünde bir otobüs üzerinden vatandaşlara seslenecek.

YAYINLARI KEŞFET

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Kaydol

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Kaydol

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Kaydol

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Kaydol

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Kaydol

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Mutlak butlandan mutlak buhrana: Varlık Barışı hamlesinin sonuçları ne olabilir?

CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla siyasi gerginlik yükselirken, iktidarın yurt dışından sermaye çekebilmek için attığı adımlar da tartışma konusu oldu. Ekonomist Ömer Rıfat Gencal, yeni Varlık Barışı hamlesine dair, “Gelen para aklanmak için gelir, kaydı olmayan para sisteme girmek için gelir ancak bu sermaye bile buraya güvenip gelmeyebilir, çünkü çıkış garantisi yok” diyor.

Pelin Cengiz

·

25 May 2026

mutlak-butlandan-mutlak-buhrana-varlik-barisi-hamlesinin
Punto Punto

HİKAYE

Fransa Açık başladı: Gözler kortta, kulaklar protestolarda

125. kez düzenlenen Fransa Açık, Pazar günü başladı. Bugün Zeynep Sönmez'in de korta çıkacağı sezonun ikinci grand slam'i, oyuncuların adil gelir dağılımı ve daha çok söz hakkı için başlattığı eylemlere de sahne oluyor.

25 May 2026

fransa-acik-basladi-gozler-kortta-kulaklar-protestolarda
DuendeDuende

HİKAYE

Cannes festivalinde birkaç gün: Festivalin öne çıkan filmlerinden bir seçki

79. Cannes Film Festivali, 12 gün boyunca şehri ziyaretçilerine kendilerini bir filmin ana karakteri gibi hissettiren rastlantılarla örülü bir sahneye dönüştürdü. Genel görüş, bu yılın seçkisinin geçen yıla kıyasla daha zayıf kaldığı yönünde olsa da Pawlikowski'nin Fatherland'inden Jordan Firstman imzalı Club Kid!'e, Asghar Farhadi’nin yeni filmi Histoires Parallèles'den Jeanne Herry’nin Garance!'ına izlemeye değer pek çok film de festival seçkisindeydi.

Serra Duran

·

24 May 2026

cannes-festivalinde-birkac-gun-festivalin-one-cikan
SpektrumSpektrum

HİKAYE

CHP Genel Merkezi'nde çevik kuvvet ekipleri: Özgür Özel TBMM'ye yürüyor

İstinafın CHP Kurultayı'na yönelik mutlak butlan kararının ardından Özgür Özel ve CHP’li milletvekillerinin nöbet tuttuğu CHP Genel Merkezi’nde gece saatlerinden beri süren gerilim, saat 14.20'de çevik kuvvet ekiplerinin otopark kapısını kırarak girmesinin ve biber gazlı müdahalenin ardından zirveye ulaştı. Özgür Özel ve beraberindeki kalabalık kortej binadan çıkarıldıktan sonra müdahaleler eşliğinde TBMM’ye doğru yürüyüşe geçti.

24 May 2026

chp-genel-merkezinde-cevik-kuvvet-ekipleri-ozgur-ozel-tbmmye
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Mutlak butlan kararı sonrası tartışmalar: Ankara kulislerinde baskın seçim senaryolarıyla ilgili neler konuşuluyor?

Bugüne kadar erken seçimin 2028’de ya da daha erkene çekilirse Kasım 2027’de olacağı söyleniyordu ama “baskın seçim” ihtimali Ankara’da giderek daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Elbette siyasette kısa zamanda çok başlık değişebiliyor. Ancak CHP’nin içinde bulunduğu kaostan hızlı biçimde çıkamaması durumunda baskın seçim ya da daha da erkene alınmış bir seçim ihtimalinin giderek arttığını söylemek yanlış olmaz.

mutlak-butlan-karari-sonrasi-tartismalar-ankara-kulislerinde